Palestine

“Direniş tüfeğinin birliği, bu suçlu ve gaspçı oluşumu bitirecek tek can simidi olabilir."

Fida Abdel Fattah; süregelen Nakba ve Gazze soykırımının, meydan okuyan Siyonist-ABD ittifakına karşı uluslararası hukukun yetersizliğini nasıl ortaya koyduğunu anlatmaktadır.
Bu, İsrail'in Filistinlilere uyguladığı ölüm cezası hakkındaki dört bölümlük serinin son bölümü olup; Progressive International ve Filistin Gençlik Örgütü tarafından 17 Mayıs'ta düzenlenen webinar konuşmalarından oluşturulmuştur.

Webinarın tamamını buradan görüntüleyebilirsiniz.

İki gün önce halen devam eden Nakba'nın yıldönümünü andık. Bu uzun yıllar boyunca uluslararası toplumun ve uluslararası kurumların gözleri ve kulakları önünde, devletler ve halklar arasındaki ilişkileri meşrulaştırmak için dünyada yapılan bütün bu fedakarlıkların; Siyonist-Amerikalıların eliyle kasıtlı olarak, hiç gizlemeksizin ortadan kaldırıldığını görmekteyiz.

7 Ekim geldi ve Gazze'de insanlarımıza karşı işlenen acımasız soykırım da beraberinde geldi. Bu çağda sosyal medya, resmi dünyaya hızla iletme görevini üstlendi böylece insanlar tıpkı sahada gördüğümüz gibi rejimler olarak değil, halklar olarak harekete geçti. Fakat Filistin'in içinde katliamlar, infazlar ve ihlaller on yıllardır sürmektedir. Filistin halkının yaptığı fedakarlıklar yeni değildir.

Özellikle mahkumlarla ilgili temel gözlem şöyledir: Mahkum sokakta bir militansa ve esir alınırsa, bir militan olarak kalır ve dışarıdakilere güvenir. Mahkumların davasının hem hapisteyken hem de hapisten sonra daima ana mesele olduğunu, militan Georges Abdallah'ın davasını izleyerek öğrendik. Georges hep mahkumun, kahraman-militandan mahkuma dönüştüğü anda kaybetmeye başladığını söylerdi. Esaret altında mücadele ettiği sürece; kendini militan olarak gördüğü bu kararlılıkla esaret içinde hareket edebilme ve sabrını koruyabilme yeteneğine sahiptir. Ancak dışarıdaki insanların mahkumu desteklemesi, sabrının temel bir parçasıdır. Serbest bırakılan mahkum Muhammed'in de dediği gibi, dışarıdakiler tarafından hayal kırıklığına uğratıldık. İster yakın çevreden, ister Arap ulusundan, isterse mahkumların yanında olması gereken diğerlerinden olsun; bu rejimler mahkumları uzun zaman önce terk etti. Bu terk ediliş yeni değildir.

Siyonist her gün işlediği cinayetleri meşrulaştırmaya kalktığında, bunu uluslararası sistemi anladığı veya uluslararası hukuku önemsediği için yapmıyor. Durum tam tersine. Bu yasa özellikle 7 Ekim'de olanlardan sonra, mahkumların hareketine ve İsrail hapishanelerindeki sembollere ek bir baskı olarak geldi. Sadece içeridekileri değil, dışarıdakileri de korkutmak içindi. Şahitliklerden duyduğumuz gibi içeridekiler buna alışmıştır ve belki de Muhammed'in anlattığından daha da ağır vakalar vardır. Sonunda şehit olabileceklerini biliyorlar. Fakat bu yasanın korkutma amacı dışarıdakilerdir: Mücadelenize sınırlar koyun çünkü sizi bekleyen bir yasa var ve derhal idam edileceksiniz.

Elbette ki bu oluşumun uluslararası yasalarla veya uluslararası anlaşmalarla hiçbir ilgisi yoktur ve tüm sözleşmeleri hiçe saymaktadır. Mahkumlar ve savaşlar hakkındaki Cenevre Sözleşmesi'ni ve mahkumlara nasıl davranılması gerektiğini mi gündeme getireceğiz? Bu oluşumun, bu kuralların hiçbiriyle ilgisi yoktur. 7 Ekim, bütün bu yıllarda Filistin'de neler olup bittiğini bilmeyen aynı Avrupa sokaklarını hareketlendirdi. Bu başarının en büyük payı, öncelikle telefonlarının küçük ekranlarına Gazze'nin kalbinde her gün yaşanan soykırımın gerçeğini aktaranlara yani Gazze halkına aittir. Bu sayede dünyanın dikkati, bölgemizdeki kansız yaşayamayan bu canavara çekildi. Sadece kanla besleniyor.

7 Ekim'den sonra Filistin davasına destek olmak üzere Avrupa sokaklarında yaşanan hareketliliğin eşi benzeri görülmemişti; sokaklara dökülen kitleler inanılmazdı. Bu başarı; gerçeği dışarıya doğru biçimde aktarmayı başararak her şeyden mahrum bırakılmış, kuşatma altındaki bu Gazzeli’ye aittir. Siyonistlerin yargılanması, uluslararası mahkemelerden çok sokaklarda gerçekleşti. Açılan ve bazı İsrail yetkililerini kapsayan davaların önemine gelince, bunların uygulanma mekanizmaları bulunmamaktadır. Bunlar uluslararası hukuka ve uluslararası mahkemelere başvurarak, bu oluşuma karşı gerçekten bir şeyler üretebileceğimizi söyleyebilmemiz için çok fazla siyasi desteğe ve çok fazla çalışmaya ihtiyaç duyan kararlardır. Burada uygulama mekanizmaları neredeyse yoktur.

Vurgulamak istediğim bir diğer nokta yine militan Georges Abdallah'ın serbest bırakıldıktan sonra söylediklerine dayanıyor: Dışarıdakilerden ve davasına destek veren herkesten güç aldığını söylemiştir. Aynı zamanda, Fransa'daki hapishanedeki mevcudiyeti ve koşulları ile Siyonist düşmanın hapishanelerindeki mahkumların koşulları arasında her zaman bir ayrım yapmıştır. Karşılaştırma yapılamaz. Çünkü en azından bir mahkum olarak dış dünyada olup bitenleri takip edebilecek kadar asgari haklarına sahipti. Bu haklar, İsrail hapishanelerindeki mahkumlar için mevcut değildir; İsrail hapishanelerinde mahkum haklarına karşı tabii ki yasal ihlaller vardır ve bu haklar İsrail hapishanelerinde tamamen yok sayılır.

Bu öncülden hareketle bizlerden, Filistin sokaklarından, Arap sokaklarından hareketlerin gelmesi gerekmektedir; sadece mahkumlarla dayanışma için değil, davanın asıl nedenine direniş için de. Sönmeyen ve yanmaya devam eden, mahkumların hareketini bir noktada bu ihlalleri belgeleyen bir harekete dönüştürebilecek hareketler. Mahkumların hareketinin; meydana gelen ihlalleri yazılar, şahitlikler, uluslararası organlar ve mahkemelerle yazışmalar ve Kızıl Haç aracılığıyla belgeleme konusunda müthiş bir geçmişi vardır. Hapishanelerin içinden pek çok hikayeyi ortaya çıkarmayı başardılar böylece içeride neler yaşandığını anlayabildik. Kendi içlerinde dayanışma yarattılar. Ancak ne yazık ki dışarısı, mahkumların hareketinin karşılığını veremedi.

Sahadaki siyasi çalışmalar ile hapishanelerdeki mahkum hareketinin çalışmaları arasında büyük bir uçurum vardı. Mahkumlar, sabırları ve ellerindeki kısıtlı kapasiteyle bu gücü ürettiler ki biz hala bu gücü onlardan alıyoruz, onlar bizden değil. Mahkumlara örnek olması gereken bizleriz ki esaret altında militan kalabilsinler ve devam edebilsinler. Çünkü sadece Kızılhaç aracılığıyla BM'ye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne veya herhangi bir uluslararası kuruluşa şikayette bulunmaya güvenirsek; bu durum hiçbir şeyi ilerletmeyecek veya geciktirmeyecektir. Sadece bir haber öğesi olarak kalacaktır. Peki Arap rejimlerinin bu şüpheli, suç ortaklığı içeren sessizliği arasında; sahada, kanunlarla veya insan haklarıyla hiçbir ilgisi olmayan, hiçbir uluslararası kurala saygı duymayan, bunu ilan eden ve bununla övünen bir düşmanla nasıl yüzleşeceğiz?

İşte Lübnan'dayız. Bize karşı bir savaş yürütülüyor ve şu anda 21'den fazla Lübnanlı mahkumumuz var; haklarında hiçbir şey bilinmiyor ve konumları bilinmiyor. Şu ana kadar büyük hükümetimiz, akıbetlerinin belirlenmesine yönelik hiçbir hukuki adım atmamış ya da herhangi bir talepte bulunmamıştır. Onlara uygulanan muamele kabul edilemez. Bu düşmanın karşısında tek safta durup Filistin deneyimini tüm detaylarıyla öğrenmek yerine; gidip Siyonistlere şunları söylüyoruz: Gelin sizinle oturalım ve barışı nasıl yapabileceğimizi görelim. Ne yazık ki. Konuşmayı Lübnan'ın iç kısmına taşımak istemiyorum ama bir şey diğerine yol açıyor.

Hukuki düzeyde uygulanabilir görünen ve bu oluşumu bir şekilde kuşatabilecek tek karşı plan; ceza mahkemelerinde açtığımız davalar ve Filistin davasını destekleyen bazı devletler tarafından çıkarılan ve kabul edilen tutuklama emirleridir. Bunların İsrail yetkililerini ve Filistinlilere karşı işlenen suçlardan sorumlu olanları kapsadığını inkar edemeyiz; öyle ya da böyle bir şekilde etkileri olmuştur.

Şimdi uygulama mekanizmasına gelirsek, bu da başka bir konudur. Eğer işleri sadece onların sonuçlarına kadar götürmek veya bu çalışmanın sınırları nedeniyle bir şeyler yapmayı reddetmek isteseydik, hiçbir şey yapamazdık. Belgeleme son derece önemlidir. Muhammed'in az önce verdiği ifade belgelenebilir bir şahitliktir çünkü kendisi oradadır ve verebileceği bilgilere sahiptir. Bunu yapabiliriz. Çocuk Hind Rajab olayında, onu öldüren kişi tespit edilmişti ve Uluslararası Ceza Mahkemesi hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Bunu belgeleyebilir, üzerinde çalışabilir ve uluslararası toplumu sorumluluklarının önüne koyabiliriz; kararlarının sınırlı biçimde uygulanmasına rağmen bir fırsat doğmasını bekleyebiliriz. Georges Abdallah olayında olduğu gibi bir fırsat doğdu ve serbest bırakılması; Avrupa ve Arabistan sokaklarında ve dünyada özellikle daima öncelikli davası olan İsrail davasıyla ilgili olarak, direniş söylemiyle oynadığı rol nedeniyle Fransa'ya onu esaret altında tutmaktan çok daha az maliyetli oldu. Bölgedeki durumun yeni bir şekilde gelişmesiyle birlikte, Georges Abdallah'ın hapishanelerindeki varlığı Fransızlar için bir yük haline geldi. Hukuki gerçeklik; Georges Abdallah'ın serbest bırakılması ve Lübnan topraklarına gelmesi kararına yol açan bir anda siyasi gerçeklikle bütünleşti. Fransız yargısı bu karara itiraz etti. Georges Abdallah Lübnan'a geldikten sonra, Yüksek Mahkeme serbest bırakılmayı iptal etti. Tabii ki Fransa'nın içinde bulunduğumuz şu dakikada, Amerikan-Siyonistlere bir kez daha güvenini gösterdiği yeni bir hukuki sapkınlıkla birlikte.

Ölümü kanuna dönüştüren sömürgeci bir sistemle nasıl uzlaşacağımızı sorduğumuzda, cevap gerçekten de direniş yaklaşımının ardındaki birliktir; direniş tüfeğinin birliği, hepimizin bildiği bu suçlu ve gaspçı oluşuma son verecek tek can simidi olabilir çünkü bu oluşumla savaş; bir sınır savaşı değil, bir varoluş savaşıdır. Bu yüzden bu direniş cephesi tüm renkleriyle birleşmemiş olsa da, geçmişten de dersler çıkarabiliriz zira Filistin vakası tüm deneyimleri içinde bulundurmaktadır. Bu güçlü halkın tüm bileşenleriyle olan deneyimi, birleşmek ve direniş hareketini ve direniş hareketini sahada zafere dönüştürmek üzere üzerinde çalışmamız gereken mekanizmaları anlamamız için yeterlidir böylece bu dava, sadece kitaplarda okuduğumuz hikayeler ve şahitlikler olmaktan öteye geçebilir. Silahlı direniş çalışması ve silahlı mücadele, bu oluşuma son vermenin ilk ve son yoludur.

Fida Abdel Fattah, Georges Abdallah davası da dahil olmak üzere uluslararası hukuk ve siyasi mahkumlar konusunda deneyimli bir avukattır. Abdel Fattah hukukun şiddeti meşrulaştırmak için nasıl sömürgeci bir araç olarak kullanılabileceğini incelerken, uluslararası hukuk kurumlarının süregelen ihlallerle mücadeledeki sınırlarını da eleştirmektedir. Buna ilaveten cezasızlığa karşı mücadele ve mahkumların mücadelelerini desteklemek amacıyla belgeleme, yasal eylem ve sürdürülebilir siyasi dayanışmanın önemini de vurgulamaktadır.

Available in
EnglishArabicSpanishPortuguese (Brazil)GermanFrenchItalian (Standard)TurkishRussian
Translators
Gulay Baran and ProZ Pro Bono
Date
10.06.2026
PalestineColonialism
Progressive
International
Privacy PolicyManage CookiesContribution SettingsJobs
Site and identity: Common Knowledge & Robbie Blundell